ÇALIŞAN EĞİTİMLERİ VE ETKİLERİ ÜZERİNE


Nereye gidersek gidelim öğrendiklerimiz, bildiklerimiz de bizimle geliyor; çünkü gittiğimiz her yere bizim olanları da götürüyoruz.

Neden bu sözle başladım; çünkü işyeri eğitimi dendiği zaman sanki eğitilen insanlar değilmiş gibi kimse üzerine alınmıyor da onun için.
Öncelikle iş yeri eğitimi kavramı çalışanı geliştirme etkinliği olarak görülüp, sorumluluk biraz onunla paylaşılmalıdır. Bir bakıma çalışanlara öncelikle bir birey olmak ve kişisel gelişimi sağlamanın kendi sorumlulukları olduğunu anlamaları sağlanmalıdır. Zira her alanda rekabetin artmakta olduğu bu ortamda geriden gelenlerin donanımlarını ve hızlı değişimin gereklerini deneyim denilen bileşkeyle karşılamanın yeterli olmayacağı herkesçe bilinmelidir. Artık konaklama sektöründe iş arayan herkesin bir hatta iki dili iyi derecede bildiği bir dünyada “ben dil bilmem ama deneyimliyim” demek yeterli olmamaktadır. Buna birde önlerindeki otel seçeneklerinin her gün hızla arttığı günümüzde, konukların “ben bu kadar parayı öderim ancak en azından benim dilimi anlayacak birilerinin bana hizmet etmesini isterim” demeleri de bunun cabası. Önemli olan çalışanların bunu işlerini kaybetmeden anlamaları ve yöneticilerin de çalışanların duyarlılıklarının artırılması yönünde çalışmalar yapmayarak bu günaha ortak olmamalıdır.

Bizim işimiz çok basit ve yüzeysel gibi görünse de aslında çok anlamlı ve derinliği olan bir iştir. Kısacası öğrenilmesi kolay, anlaşılması zor bir iştir. Yapılan iş “ KARŞILA, AĞIRLA, UĞURLA” gibi üç kısa kavramda özetlenilebilir; ancak bu üç kısa kavramın yanına bir “Nasıl ?” sorusu konulursa bu kavramların açıklanması ancak kitaplara konu olacak bir derinlik kazanır. Örneğin restaurant süreci, ön büro kayıt süreci veya bütün kalış süreci bu kısa tanımın içine sığdırılabilir.

Bu üç sözcük bizim işimizin genel anlamda “ne” sorusunun cevabı olabilir. Nasıl sorusu beni her zaman heyecanlandırır. Ne zaman bu konuda biraz kafa yorsam aklıma yeni fikirler gelir . “Nasıl ?” sorusu kısaca şöyle yanıtlanabilir.
- Gülümseyerek – içten ve samimi
- Yüzüne bakarak
- İsim kullanarak

Bu listeyi uzatmak mümkündür. Burada üzerinde durulması gereken önemli konulardan birisi içtenliktir. Bizim işimiz bir gönül işidir. Eğer çevreye ve çevredeki insanlara karşı duyarlılık varsa işte o zaman gülümseme içeriden başlar ve böylelikle anlamlı ve içten olur. Arkasında o ruhu taşımayan gülümseme olsa olsa bir sırıtma olurki bu da bizim yaratmak istediğimiz etkinin tersini yaratır. Bir atasözümüzde zaten dostun ayağa, düşmanın yüze bakacağını söylemiş, bize de bunu uygulamaktayız.

Eğitim konusunda kendimizi şanslı bir grupta sayabiliriz. Kendimizden kasıt bizim sektörde çalışan arkadaşlardır. Zira iş yerimizde yapılan her iş evimizdeki işlerle bire bir aynıdır. Otelde de tıpkı evlerimizde olduğu gibi yemek pişer,masa kurulur, yatak yapılır. Onun için bizim sektörde çalışan arkadaşlarımızın işyerinde aldığı eğitimler aynı zamanda evde de kullanılabilir. Bu durumun olumlu yanları kadar olumsuz yanları da vardır.

Otelde çalışmak, dikkat edilmez ise, bazı olumsuzluklar yaratabilir. Bizim işyerlerimiz genellikle nezih ortamlardır. İlk kez bu ortama girenler bu ortamdan olumlu bir şekilde etkilenirler ancak bu olumlu etki aynı zamanda bir olumsuzluk doğurur. Bunu sizlere otelde kullandığım bir örnekle açıklamak istiyorum. İki temizlik kovasını yan yana bir masanın üzerine koyun ve alttan bunları bir hortumla birleştirin. Kovanızın birine koyacağınız su öteki kovayı da otomatik olarak dolduracaktır. İşte kovalardan biri “özel”, diğerini “iş hayatınız” olarak düşünürseniz; hangisini geliştirirseniz diğerid e gelişir.

Ancak buradaki risk bilmeden hortuma düğüm atmanızdır. Yani bir taraftaki gelişmenin diğer tarafa geçmesine engel olmanızdır. Maalesef bu bizim sektörde çok insanın mutsuz olmasına neden olmuştur.
Bir tarafta kendini geliştirmek yeterli değildir, burada öğrenilenlerin diğer tarafta da uygulanmaları gereklidir. İş yerlerinde en çok verilen eğitimlerden birisi “Konuk Şikayetlerinin” ele alınmasıdır. Bunu öğrendikten sonra evde eşimiz şikayet ettiğinde bunu uyguluyor muyuz peki. Sanmıyorum. Peki neden? Sanırım aşağıdaki fıkra buna iyi bir açıklama getirmektedir. Bunun yanında alınan bir ilk yardım eğitiminin evde sevdiklerimiz için de çok gerekli olabileceğini düşünerek acaba kaç kişi kendi vaktini feda edebilmektedir?

Romantik bir filmi izledikten sonra eve dönmekte olan çiftin arasında geçen bir konuşmadır:

Hanım: Filmdeki adam sevgilisini ne içten öpüyordu, sen beni hiç böyle öpmüyorsun
Bey: Sen o adamın o işi yapmak için kaç para aldığını biliyor musun?

Maalesef birçok kişi çabalarını para kazandıkları tarafa yöneltmekte ve esas temeli oluşturan aile tarafını ihmal etmektedirler.

İş yerlerinde verilen eğitimin biçimi de önem kazanmaktadır. Nedense genellikle tüm eğitimler için bir eğitim odasında sınıf düzeni düşünülür. Oysa çalışanların çoğunda bu alışkanlık ya azdır, ya da unutulmuştur. Ayrıca olaylar ve çalışmalar Eğitim odalarında cereyan etmiyor. Örneğin Yangın eğitimleri genelde eğitim odalarında verilir. Ama yangınlar sadece eğitim odalarında çıkmıyor ki.

Biz bu eğitimi yararlı olabilsin diye çalışanların çalışma alanlarına taşıdık. Oradaki riskleri beraberce analiz ettik. Nasıl önleriz bunları diye tartıştık ve en önemlisi aynı sorun evde olursa ne yapacağımız hakkında da konuştuk. Burada AYGAZ’ ın Ev kazaları kitabı çok iyi bir kaynak oldu. Bu Yangın eğitimini her alana bu kitaptan bir adet vererek, evde çocuklarımızı, komşularımızı eğitme kararı aldık.

Duyarlılık konusunda işyerlerinde yönetici olarak çalışan herkesin üzerinde bir sorumluluk olduğuna inanıyorum. Bunu yaratmanın yolu da beraber çalıştığımız arkadaşlarımızla ilgilenmek, onlara özellikle kendilerini geliştirmede yardımcı olmak ve tabii ki iyi bir örnek olmaktır.

Eğitim; tanımı, anlamı ne olursa olsun çalışan insanı daha duyarlı, daha mutlu etmeye yönelik olmalı ve özel ve iş hayatının bir uyum içinde sürdürülmesine yardımcı olmalıdır. Daha da önemlisi insanları kendilerini geliştirmek için eğitim ister bilince ulaştırmaktır.

Bir sözle başladığım bu yazıyı Mahatma Ghandi’nin bir sözüyle bitirmek istiyorum. “ Çevrenizde görmek istediğiniz değişim, kendi içinizden başlamalı.”

İlmi Yavuz
Eğitim Direktörü, Çırağan Palace Hotel Kempinski İstanbul
Bilkent Üniveristesi 5. Turizm Formu konuşma metni
8-9 Şubat 2001

Bu konuşmamı yazdığımdan beri çok şeylerin değişmediğini gördüm. Oysa değişim günümüzün baş olmazsa olmazı.

Uğur Şef ile bu köşede neler yapabiliriz diye biraz düşündük ve bildiklerimizi sergilemek yerine sizin bilmek istediklerinizi yazmaya karar verdik…

Hayırlı olsun…. Sevgiler, İlmi